İSLAM DEVLETİ KURMAK İÇİN GEREKLİ MÜCADELE PROGRAMI

5. BÖLÜM

İSLAM DEVLETİ KURMAK İÇİN GEREKLİ MÜCADELE PROGRAMI

İslam Devleti Kurmak İçin Gerekli Mücadele Programı

Bizler, islam devletinin kurulması için ciddiyet ve çaba sarfetmekle mükkellefiz. Bu yolda yapacağımız ilk çalışma, tebliğat ve propaganda olmalıdır. Tebliğat yoluyla başlamamız ve ilerlememiz gerekir. Dünyanın her yerinde ve daima böyle olmuştur bu. Önce birkaç kişi oturup belli bir mevzu etrafında düşünür, karar verir ve ardından tebliğat ve propagandaya başlarlar. Hemfıkirler yavaş yavaş artmaya başlar ve derken ya belli bir güç halinde büyük bir devlete sızmak veya ona karşı mücadele edip savaşmak suretiyle o devleti yıkarlar. Meselâ Muhammed Ali Mirzâi'yi  ortadan kaldırmış ve meşrutiyet yönetimini kurmuşlardır. Hiçbir zaman daha işin başındayken ordu ve kaydadeğer bir kuwet varolmuş değildir; hep propagandayla ilerlenmiş, sadece propagandayla gidilmiştir. Zorbalıklar ve zulümler kınanıp protesto edilmiş, millet bilinçlendirilmiş ve bu zorbalık ve zulümlerin yanlış     olduğu    -ve yapılmaması,    engellenmesi      gerektiği-     yolunda bilginlendirilmiştir; derken propagandanın boyutları giderek, artıp toplumun bütün kesimlerini sarmış, halk uyanıp harekete geçmeye başlamış ve neticeye ulaşılmıştır.

Evet, sizin şimdi ne ordunuz var, ne de -yönetimi kendi elinizde olan- bir ülkeniz; ama propaganda imkanınız var... Düşman bütün propaganda araçlarını elinizden alabilmiş değildir. İbâdetle ilgili meseleleri elbette ki halka anlatıp öğretmeniz gerekir, ama -bugün- 1. derecede önemli olan, islamın siyasi meseleleridir, islamın hukuki ve iktisadi meseleleridir. İşin ekseni bunlardır ve bunlar olmalıdır. Vazifemiz, hakka dayalı bir islam devletinin temellerini atabilmek için    şimdiden çalışmaya başlayıp çaba göstermektir; tebliğ ve propagandada  bulunup eğitmek, hemfıkirler yetiştirmek, büyük bir fıkri ve propaganda dalgası yaratmaktır; böylece sosyal bir akım oluşabilecek, bilinçli ve sorumluluk sahibi dindar kitleler islami hareket etrafında toplanarak kıyamedip islam devletini kurabileceklerdir.

Propagandayla -tebliğat- eğitim ve yetiştirme -tâlimat- iki önemli ve esas çalışmadır. İslam devletinin kurulup toplumda islam hükümlerinin uygulanmasına müsait bir ortam oluşması için fakihler, islam inançlarının, hüküm ve sistemlerinin (sosyal, idari, mülkî, askerî, iktisadi, kültürel vb. çeşitli yapılanma şekillerini -çev-) tebliğ ve propagandasını yapıp halkı yetiştirmekle yükümlüdürler. Rivayette de gördünüz; Hz. Resul-ü Ekrem'in -sav- varisleri, yani fakihlerin özellikleri anlatılırken "insanlara dini öğretir, talim ettirirler" ibaresi geçmektedir. Bilhassa sömürü politikaları ve maddecilerin islam gerçeklerini saptırma ve müslümanları şaşırtıp yanlışa düşürme siyaseti izledikleri günümüz şartlarında gereklidir bu. Bu şartlarda tebliğat ve öğretip yetiştirme hususundaki sorumluluğumuz her zamankinden fazladır. Bugün yahudilerin -hazalekumullah-(204)  Kur'an'a müdahele ettiklerini görmekteyiz, işgal ettikleri bölgelerdeki Kur'an'larda   bazı  değişiklikler yapmışlar! Biz bu tür ihanet ve haince müdaheleleri önlemekle görevliyiz. Yahudilerle onların ecnebi destekçilerinin islamın aslı ve esasıyla düşman oldukları ve bütün dünyaya hükmedecek bir yahudi devleti kurmak istediklerini halka anlatmak, müslümanları bundan haberdar etmek için haykırmak gerekir. Pek zararlı, şerli ve faal bir     cemaat    oldukları    için,    neuzubillah     -Allah    göstermesin- birgün emellerine ulaşmalanndan ve içimizden bazılarının ihmalkârlık ve gevşekliği neticesinde günün birinde yahudinin başımıza geçip bizi yönetmesinden korkarım! Allah o günü göstermesin! Diğer taraftan sömürü kuruluşlarının propaganda araçlığını yapan bir grup müsteşrik de -şarkiyatçı- islamın hakikatlerini tersyüz edip bozmak için faaliyete geçmiş durumdadır. Sömürü misyonerleri -islama karşı- yoğun bir çalışma temposu içindedirler; bütün islam beldelerinde zehirli propagandalarıyla gençlerimizi bizden ayırmaktadırlar. Yahudi veya hırıstıyanlaştırıyor değiller; dinsizleştiriyorlar, ahlâklarını bozuyorlar, laubalilik ve sorumsuzluk aşılıyorlar ki bu da sömürücüler için yeter zaten!    Tahran'ımızda      kilise,    siyonizam     ve     Bahailik'in   zehirli propagandalarını yapan merkezler  durumdadır; bunlar insanlarımızı yoldan çıkarmakta, islam din ve ahkamından uzaklaştırmaktadırlar. İslama zarar veren bu merkezleri ortadan kaldırmak bizim vazifemiz değil midir? Sadece Necefi bulunduruyor olmamız bize yeter mi yani? Kaldı ki, o bile bizim elimizde değil! Kum'da oturup yaslara mı gömülmemiz gerekir, yoksa tam tersine, dipdiri ve faal insanlar olmamız mı icabeder?

Dinî ilmiye medreselerinin genç nesli olan sizler dipdiri olmalı ve Allah'ın emir ve direktiflerini canlı tutmalısınız. Sizler genç nesilsiniz, düşüncelerinizi geliştirip olgunlaştırın Bilimlerin teferruatlarıyla ilgili ayrıntılar etrafında dönüp duran düşünceleri bir kenara bırakın; çünkü bu kılı kırk yarmalar ve ayrıntılar birçoğumuzu asıl sorumluluklarımız ve ağır vazifelerimizi yerine getirmekten alıkoymuş, uzaklaştırmıştır. - Bu teferruatlarla uğraşmayı bırakın- islamın imdadına yetişin, müslümanları tehlikeden kurtarın. İslamı ortadan kaldırıyorlar; islam ahkâmı adına, Hz. Resul-ü Ekrem -sav- adına -bu isimler ve görünüşleri kullanarak- islamı yok etmekteler işte. Yerlisi ve yabancısıyla; ister sömürüye doğrudan uşaklık edenler, ister onların yerli uşaklarınca görevlendirilenler olsun, çeşit çeşit misyonerler İran'ın bütün köylerine ve kasabalarına kadar gitmişler, çocuklarımızla gençlerimizi, islamın işine yarayabilecek olan genç neslimizi saptırıyorlar, yoldan çıkarıyorlar. Onların feryadına yetişin!

Fıkıhtan ne öğrendiyseniz halka yaymak ve öğrendiklerinizi onlara öğretip anlatmakla mükellef ve sorumlusunuz siz. İlim ehli ve fakih olanlar hakkında ahbarda geçen onca övgünün  nedeni, islamın hüküm, akaid ve nizamlarını halka tanıtmaları ve Hz. Resulullah'ın - sav- sünnetini insanlara öğretmeleridir. Sizler islamın tanıtılması ve yayılması için elinizden geldiğince tebliğ etmeli, öğretip eğitmelisiniz.

Bizler, islam hakkında meydana getirilen şüphe ve iphamları silmekler mükellefız. Bu şüphe ve karanlık noktaları zihinlerden silip uzaklaştırmadığımız sürece hiçbirşey yapmamız mümkün olmayacaktır.        Birkaç    asır    boyunca   islam   hakkında  zihinlerde  yaratılan,   hatta   kendi tahsillilerimize aşılanmaya başlanan bu şüphe ve zanları bertaraf etme ve islamın dünya görüşü ve önerdiği sosyal sistemleri tanıtma    hususunda çalışmalı, bunu gelecek nesle de yaptırmalı, hatta onlara da, kendilerinden sonraki nesle  şeyi tenbihlemelerini söylemeliyiz. İslam devlet ve düzenini halka tanıtsınlar ki halk, islamın ne olduğunu, islam kanunlarının nasıl olduğunu bilsin... Bugün Kum, Meşhed ve diğer yerlerdeki dinî ilmiye medreseleri islamı insanlara anlatmak ve bu okulu tanıtmakla muvazzaftırlar. Halk islamı bilmiyor... Siz kendinizi, islamınızı, islam devleti ve islami liderlik ve yöneticilik örneklerinizi dünya insanlarına tanıtmalı, anlatmalısınız. Bilhassa üniversitelilere, tahsilli kesime... Üniversiteliler uyanıktır; şundan emin olunuz ki siz eğer bu okulu anlatabilir ve islam devletini gerçek haliyle üniversitelilere tanıtabilirseniz, canla başla islama sarılacaklardır. Üniversiteliler diktatörlük ve istibdada muhaliftirler, göbeğinden sömürüye bağlı kukla ve uşak rejimlere karşıdırlar, zorbalığa ve kamu    mallarının talan edilmesine karşıdırlar, haram yiyicilik ve yalan - dolana karşıdırlar. Böylesine sosyal iktidarı, yönetim biçimi, eğitim metodu ve öğretileri olan bir islama hiçbir üniversite ve üniversiteli karşı değildir. Bunlar Necef dini ilmiye medresesine ellerini uzatmışlar, "bizim için bir çare düşünün" diye... Oturup onların bize emr-i bil mârufta bulunmalarını ve bizi vazifemizi yerine getirmeye davet etmelerini mi beklemeliyiz yani? Gençlerin kalkıp Avrupâ dan bize "iyiliğe davet" çağrısında bulunup "biz islami ilmiye medresesi kurduk, siz bize yardımcı olun" demelerini mi bekliyoruz?

Bu konularda gerekli uyarılarda bulunmak, sadr-ı islam dönemindeki islâmi yönetim tarzı ve islam yöneticilerini yönetim metodlarını açıklamak ve; "onun -Hz. Ali'nin /çev/- hükumet binası ve Adalet Bakanlığı caminin bir köşesinden ibaretti ve hükumetinin egemenlik sahası İran'a, Mısır'a, Hicaz'a ve Yemen'e kadar uzanıyordu. Ne yazık ki devlet, ondan sonraki grup ve sınıfların eline geçince yönetim tarzı saltanata -krallık-, hatta daha da beterine dönüştürüldü" diye izah edip - şöyle eklemek- bize düşer: Şimdi nasıl bir devlet istiyoruz? Bizim devlet yöneticileri ve yetkililerimiz nasıl olmalı, tutum ve tavırlarının nasıl olması gerekir, nasıl bir siyaset izlemeleri icabeder? -şeklindeki soruları bizim     cevaplayıp    açıklamamız   gerekir-   İslam   ümmetinin devlet başkanı, kendi kardeşi Akiyl'e   öyle davranıyor ki -adamcağız- kendisine ekonomik ayrıcalık tanınması ve beytulmalden ek bir yardım bağlanması gibi bir istekte bulunmaya bir daha cüret edemiyor! Beytulmaldan âriyet -hemen geri verilmek üzere alınan ödünç- olarak hirşey alan kızını hesaba çekip azarlıyor ve "eğer hemen geri vermek üzere ödünç almış olmasaydın, eli kesilen ilk Hâşimi kadını olmaktan kurtulamayacaktın!" diyor. Biz böyle bir yönetici ve devlet başkanı istiyoruz işte. Yani kanunu uygulayacak bir yönetici, kendi arzu ve heveslerini değil; kanun karşısında herkesi eşit tutacak, eşit temel hak ve vazifeler tanıyacak, bireyler arasında ayırım ve ayrıcalık gözetmeyecek, kendi ailesiyle toplumun diğer fertlerine aynı güzel bakacak, kendi oğlu hırsızlık edecek olsa elini kesecek, kardeşi veya kız kardeşi eroin satacak olsaidam edecek biri lazım; 10 gram eroin için birçok insanı idam ederken kendi ailesi eroin şebekesinin başını çekip memlekete tonlarca eroin sokan değil!

Tebliğat - Propaganda- Ve Talimata -Eğitme ve Yetiştirme- Hizmet Edecek Toplantı ve İçtimâlar

İslamın ibadetle ilgili hükümlerinin çoğu siyasi ve sosyal hizmet  . Esasen islamın ibadetleri siyaset ve toplumun tedbirinde bulunmayla içiçedir. Mesela cemaat namazı, hacc ve Cuma namazı münasebetiyle toplanma ve içtimada bulunuş, maneviyat, ahlaki ve itikadi etkileşimle dolu olmasıriın yanısıra siyasi etkilere de sahiptir. İslam bu tür toplanış ve içtimaları dinî fayda sağlanması, bireylerin kardeşlik ve elbirliği duygularını güçlendirip takviye etmesi, müslümanların fıkrî gelişme ve bilincini artırması, siyasi ve sosyal müşkülatları için çözüm yolları bulmaları ve ardından topluca cihad, gayret ve çaba göstermeleri için öngörmüştür. Gayriislami ülkelerde veya halkı müslüman ülkelerdeki gayriislami yönetimler bu tür kalabalık içtima    ve    toplanmaları   gerçekleştirmek   isteseler   memleketin servet   ve bütçesinin milyonlarını bu işe harcamak zorundadırlar. Üstelik onların toplantıları samimiyet ve sevgiden, hayra sebep olacak etkilerden uzak, tamamen gösterişten ibaret cansız ve ruhsuz toplantılardır. İslam bu işi öylesine organize etmiştir ki, canı hacca gitmek isteyen herkes kalkıp hacca gidebilmektedir, müslüman, canla başla cemaat namazına gitmektedir. Bu toplanma ve ictimalardan dini tebliğat, eğitım, terbiye ve islami siyasi ve itikadi hareketin yayılıp genişlenıesi yolunda faydalanılmaktadır. Bazıları vardır ki böyle şeyleri hiç düşünmezler; "veledzalliyn"i iyi talaffuz edebilmekten öte bir düşünceye sahıp değildirler. Hacca gittikleri zaman da müslüman kardeşleriyle hoş geçinip anlaşacakları, islam akaid ve hükümlerini yayacakları, müslümanların genel sorun ve müşkülatlarına çözüm yolları arayacakları ve meselâ, bir islam beldesi ve islam vatanı olan Filistin'in kurtarılması için elele verip mesâi birliğinde bulunacakları yerde, ihtilafları körüklemektedirler. Halbuki sadr-ı islam müslümanları hac ve Cuma namazlarında toplanan onca kalabalıkla önemli işler yapıyorlardı. Cuma hutbesinde - bugün olduğu gibi- bir sure ve dııa okuyup birkaç kelime söyleyip geçmiyorlardı ki hemen; Cuma hutbeleriyle icabında ordular seferber ediliyor ve camilerden savaş meydanlarına gidiliyordu. Camiden kalkıp savaş meydanına giden biri ise sadece Allah'tan korkar,   başkaca hiçkimse ve hiçbirşeyden değil! Böyle biri öldürülmekten, fakir ve perişan düşmekten korkmaz. Böyle bir ordu, zafer ve başarı ordusudur, muzafFerdir. Cuma hakkındaki hutbelere, hz. Emir'in -s-hutbelerine bakın; hep halkı harekete geçirmek, geyretlendirmek ve mecadeleye teşvik etmek, islama mücahid ve fedâi yetiştirmek, dünya insanlığının problem ve müşkülatlarını gidermek içindir, bu cihettedir Eğer müslümanlar her Cuma günü toplanıp müslümanların sorun ve müşkülartlarını ele alarak bunları görüşüp gidermeye çalışsalardı veya - enazından- buna karar verip azmetselerdi işler bu noktaya varmazdı. Bugün ciddiyetle bu toplantıları düzenlemeli, tebliğat ve toplumu eğitip yetiştirme yolunda bunlardan faydalanabilmeliyiz. Siyasi itikadi islâmi hareket - islam inkılâbı- böylece yayılıp genişleyecek ve tırmanışa geçecektir.