Dini İlmiye Medreselerinin Tasfiyesi

 

Dini İlmiye Medreselerinin Tasfiyesi

Dinadamlarının yetiştirildiği ilmiye medreseleri müslümanların eğitim, öğretim, tebliğ ve yönetim merkezleridir; adil fakihlerin yeri, faziletli erdemli kişilerin, üstadların ve öğrencilerin mekanıdır. Peygamberlerin emanetini üstlenen ve onların halefi ve halifesi olanların yeridir.    Emaneti   koruma   yeridir;   ilahi   emanetin   rastgele   herkese  teslim edilemeyeceğiyse apaçık ortadadır. Bu kadar önemli bir makama geçip müslümanların veliyy-i emri ve Emirel mümini'nin -s- naibi olacak ve halkın ve kendisinin malından, canından ve ırzından mesul tutulacak; ganimetler, hadler vb'ne müdahelede bulunabilecek kimsenin münezzeh, temiz ve dürüst olması, dünyaya düşkün olmaması gerekir. Dünya için uğraşıp çabalamakta olan biri her ne kadar gerekli -diğer şartlara sahip olsa da "Eminullah" -Allah'ın emanetini üstlenebilecek emin insan- değildir ve böylesine birine güvenilemez. Zalimlerin düzen ve rejimlerine giren ve -iktidarı elinden bulunduran- saray erkanının    yakınında yeralarak onların emirlerine itaat eden bir fakih "emin" değildir ve -böyle bir fakihin- ilahi emaneti üstlenmesi düşünülemez. Sadr-ı islamdan şimdiye değin bu tür "kötü alim"lerden islamın neler çektiğini bir Allah bilir... Mesela, Ebu Hureyre de bir fakiht  Muaviye ve benzerleri için ne kadar -sahte- ahkam uydurduğu ve islamın başına ne belalar getirdiğini yine, bir Allah bilir... Ulemanın  zalimler ve egemenlerle işbirliği yapması, halkın diğer kesimlerine mensup herhangi bir insanın bunu yapmasından farklıdır. Eğer alelade bir insan -zalimlerin- düzeninde -yönetim teşkilatında- çalışırsa o insan fasık demektir, onun olacağı ve yapacağı şey en fazla budur. Ama bir fakih veya bir kadı; -mesela- Ebu Hureyre veya Kadı Şureyh gibi  nbsp; insanlar     zalimlerin    -yönetim-    teşkilatına   girdikleri   zaman   o   teşkilatı büyütmekte -meşrulaştırmakta- ve islami lekelemektedirler. Bir fakihin zalimlerin teşkilatına girmesi, herhangi bir insanın değil; bir ümmetin o teşkilata girmesi, zalimlere katılması demektir. Bu nedenledir ki masum imamlar -s- bu tür -zalim ve gayrüslami- yönetim ve sistemlere girmekten kesinlikle sakınmamızı buyurmuş ve "sizler katılmasaydınız iş bu noktaya varmazdı" demişlerdir. 

 

İslam fakihleri için birtakım vazifeler vardır ki başkaları için –bu vazifeler yoktur. İslam fakihleri, fakihlik makamında bulundukları için - herkese- caiz olan birçok şeyden sakınmak, birçok caizi terketmek durumundadırlar. -Bu cümleden olmak üzere- islam fakihleri, diğer bireyler için pekala takiyyeyi gerektiren -birçok- mevzuda takiyye etmemekle yükümlüdürler. Takiyye, islamın ve mezhebin muhafazası içindi, eğer takiyye etmeselerdi din ve mezheb diye birşey kalmayacaktı. Takiyye, füru ile ilgili meselelerdendir; yani mesela abdesti şöyle veya böyle almak gibi... Ama islamın temeli ve aslı, islamın onur ve haysiyeti tehlikedeyse o zaman takiyye olmaz, sükut    edilemez! Bir fakih minbere çıkıp da Allah'ın hükmüne aykırı bir hüküm vermeye zorlanırsa "Takiyye benim ve atalarımın yolu, yöntemidir"   diyerek itaat mi etmelidir?! Bu durumda takiyye edilemez. işte! Bir fakihin, bir zalimin teşkilat ve düzenine girmesiyle zulüm revaç bulacak ve islam lekelenecekse, girmemelidir, hatta öldürülse  dahi   yapmamalıdır   bunu!   Bu    hususta    hiçbir   mazeret   kabul edilemez! Ancak Ali Bin Yaktin  gibi; birtakım akli ve rnantıki temel ve hesaplara dayanarak girmesı gerekiyorsa -ki onun niçin -Abbasilerin sarayına /çev/- birdiği de bellidir zaten- veya Hace Nesir rızvanullah aleyh gibi olursa -ki onun hareketinin de islama ne kadar fayda sağlamış olduğu bilinmektedir- o zaman başka. İslam fakihleri için zaten böyle şeyler sözkonusu değildir, sadr-ı islamdan bugüne kadar nasıl geldikleri ortadadır, -fakihlerimiz-, bizim nazarımızda ışık gibi parlamaktadırlar ve zerrece lekeleri yoktur O dönemlerde rejımle işbirliği yapmış olan dinadamları da bizim mezhebimize mensup değildi zaten. İslam fakihleri onlara -zalim yöneticiler- sadece itaat etmemekle kalmamış, muhalefette de bulunmuşlardır, hapislere düşmüş, işkence ve eziyetler görmüş ama yine de itaat etmemışlerdir. Kimse, islam alimlerinin geçmişte veya bugün bu tür teşkilatlarla çalıştığını veya   çalışmış olabileceğini zannetmesin. İcabında, -zulüm rejimi- kontrol veya sistemini alt üst edip devirmek için bazen girmişlerdir tabi; nitekim bugün de elimizden böyle birşey gelecek olsa girmemiz  farzdır, burada tartıştığımız konu bu değil. Problem; şurada burada bir - iki kelime okuduktan sonra -ki okuyup okumadıyı da belli değil- başına bir sarık geçirip işkembesini doyurmak ya da bir mevki ve makam elde edebilmek için bu gibi yerlere yamanan kimselerdir. İşte bu gibilerine karşı ne yapacağımızı belirlemeliyiz.

 

Saray Mollalarını Dışlayın, Kovun!

 

Bunlar, islam fakihlerinden değildirler. Zaten bu gibilerin çoğuna İran gizli emniyet teşkilatı sarık giydirmiştir ki -minberde şah ve rejimi  için /çev/ -  dua etsinler... Bayram ve benzeri günlerde cami imamlarının -rejim    tarafından    düzenlenen   veya   şahın   katıldığı   merasimlere /çev/­ zorla ve cebren katılmasını sağlayamıyacak olurlarsa böyle şeyleri yapabilecek ve "celle celaluhû!" diyecek adamları olsun yani!.. Evet, son zamanlarda "celle celaluhû" lakabını vermişler ona!!   Bunlar fakih değil; kim oldukları belli bunların! Halk bunları tanıyor zaten! Bahsettiğimiz rivayette de geçiyor zaten "bu gibileri için, dininizden korkun" diye, "bunlar sizin dininizi yok ederler" diye...  halka tanıtıp rezil etmek gerekir; halk arasında birilerinden itibar görüyorlarsa kepaze etmek, -maskelerini- düşürmek, toplumdan silmek gerekir! Eğer kendileri toplumdan atılmaz, silinmezlerse İmam-ı Zaman'ı -s­atacak,   islamı sahneden silecektir bunlar! Gençlerimiz, bunların sarıklarını başlarından almalıdır! İslam fakihleri ve islam alimleri adıyla müslüman toplumlarda böylesine fesat ve bozulmalara yolaçan bu tür mollaların sarıkları başlarından alınmalıdır. Bilmiyorum; İran'daki o gençlerimiz ölmüş mü yoksa?.. Neredeler ya?! Bizim zamanımızda böyle değildi... Şunların sarıklarını niçin almıyorlar başlarından?! Ben, öldürsünler, demiyorum; bunlar öldürülmeye layık değiller; ama başlarından o sarığın alınması gerekir. Halk bu konuda sorumludur; İran'daki yiğit gençlerimiz bu tür (şaha celle celaluhû diyen) mollaların sarık takmasına ve halkın içine sarıkla çıkmasına engel olmakla sorumludurlar. Böylelerine fazla dayak atılmasına gerek yok; ama sarıkları mutlaka çıkarılmalı... Sarıkla dolaşmalarına izin verilmemelidir! Bu elbisenin bir şerefi vardır; herkesin bu elbiseyi sırtına geçirmesine izin verilemez! İslam alimlerinin bu gibi şeylerden beri olduğun arzetmiştim; bu gibi sistemlerle çalışmazlar ve çalışmamaktadırlar da! Bu düzene -şah rejimi /çev/- ­bağlı olanlar da kendilerini dine ve ulemaya yamamaya çalışan beleşçilerdir; böylelerinin hesabı ayrıdır zaten, halk da tanımaktadır onları...

 

Bize de pek güç görevler düşüyor... Ruhen ve yaşayış tarzı -ve sathı­-   açısından kendimizi tamamlayıp mükelleştirmemiz gerekir. Takvamızı fevkalade artırmalı ve dünyanın değersiz metaından yüz çevirmeliyiz. Sizler -ulema- kendinizi ilahi emaneti korumaya hazırlamalısınız. "Emin güvenilir insan" olun. Dünyayı düşürün gözünüzden. Evet, "dünya benim nazarımda tıpkı keçi aksırığının salyası gibi değersizdir!" buyuran hz. Emir  (hz.   Ali  -s-  )    gibi   olamayabilirsiniz,   ama   hiç   olmazsa   dünya malı için kendinizi küçültmeyin, dünya malına tenezzül etmeyin, nefsinizi eğitip temizleyin, Allah Teala'ya yönelin samimiyetle; takva sahibi olun. Eğer, Allah göstermesin, yarın bu işten birşeyler kazanırım umuduyla -medresede- okuyorsanız bilin ki ne fakih olursunuz ne de islamın "emin"i! İslam için yararlı olacak şekilde hazırlayp donatın kendiniz. İmam-ı Zaman (hz. Mehdi -s- /çev/) ordusunun askerleri olun ki adaleti yayıp hizmet edebilesiniz. Salihler, öyle insanlardır ki varlıkları bile toplum için ıslah edicidir. Biz gördük böylelerini... İnsan onlarla muaşerette bulunma yoluyla, hatta yürürken bile temizlenmekte, nezihleşmektedir. Siz öyle davranın ki, sizin davranışınız, ahlakınız ve dünya metaına değer vermeyişinizle insanlar düzelip ıslah oluversinler, - davranışlarınızla örnek olun ki- size uysunlar, herkesin uyduğu insan  olun. "Cündullah" olun, Allah'ın askeri olun ki islamı tanıtabilesiniz, islam devletini tanıtabilesiniz. Ben tahsili bırakın demiyorum, bilakis okumanız gerekir, okuyun fakih olun, fakihlikte ciddiyet gösterin, bu medreselerin fıkıhtan soyutlanmasına izin vermeyin, siz -dinadamları- fakih olmadıkça islama hizmet edemezsiniz zaten. Ama, tahsilinizin yanısıra halka islamı anlatıp tanıtmayı da ihmal etmeyin. -Görüyorsunuz işte- İslam bugün pek "garip"tir, islamı kimsenin tanıdığı yok... Sizin halka islamı ve islam ahkamını ulaştırmanız gerekir ki halk islamın ne olduğunu anlasın; islam devletinin nasıl olduğunu, risalet ve imametin ne demek olduğunu ve esasen islamın ne için geldiğini ve ne istediğini halk öğrenip bilsin... Böylece yavaş yavaş islam tanınıp bilinecek ve bir gün islam devleti kurulabilecektir inşaallah.

 

Zalim Devletleri Yıkalım!

 

Onların resmi -devlet- kunıluşlarıyla ilişkilerimizi keselim. Onlarla çalışmayalım, onlara yardım sayılabilecek hiçbir şeyi yapmayalım; onlardan bağımsız yeni yargı, mali, ekonomik, kültürel, eğitim - öğretim ve siyasi kuruluşlar oluşturalım!

 

"Tağut"u yıkmak; yani bütün islam beldelerindeki gayrimeşru siyasi güçleri   ve  düzenleri   devirmek   hepimizin    vazifesidir.    Zalim     ve     halk düşmanı rejim ve kuruluşları yerlerini kamu hizmet kuruluşlarına bırakmalı, islam kanunlarına göre idare olunmalı ve yavaş yavaş islam devleti kurulmalıdır. Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de tağuta ve gayrimeşru siyasi güçlere itaati yasaklamış ve insanları sultanlara karşı kıyama teşvik etmiş ve Musa'yı -s- sultanlara karşı kıyam ettirmiştir. Zalimlerle, dine müdahelede bulunanlara karşı mücadelenin teşvik edildiği birçok rivayet mevcuttur. Ehl-i Beyt imamları aleyhimusselam ve onların izleyicileri olan şia, zalim devletlerle gayrimeşru ve batıl düzenlere karşı daima mücadele etmişlerdir. Onların biyografileri ve yaşam tarzlarından bu gerçeği kolaylıkla anlamak mümkündür. Hayatlarının önemli bir kısmı zalim ve zorba egemenlerin baskısı altında geçti, sürekli sıkı bir takiyye ve şiddetli korku altında yaşadılar; tabii ki bu korku dinleri yüzündendi, kendileri için değil. Nitekim rivayetler incelendiğinde sıkça karşılaşılan hakikatlerden biridir bu. Zalim egemenler de masum imamlardan -s- daima dehşetle korktular. Masum imamlara -s- fırsat verecek olsalar hemen kıyam edeceklerini ve ayyaşlık ve şehvetperestlikten ibaret hayatlarrnı onlara haram edeceklerini çok iyi biliyorlardı. "Harun"un İmam Musa Bin Cafer hazretlerini -s- tutuklayıp yıllarca hapsetmesinin, veya "Me'mun"um  Hz. İmam Rıza'yı -s- Merve sürüp orada sürekli gözaltında tuttuktan sonra sonunda zehirleterek şehid ettirmesinin   nedeni; bunların seyyid ve Peygamber'in -sav- evlatları olması ve onların Peygamber efendimize -sav- düşmanlık besliyor olması değildi asla! Bilakis, Harun da,    Me'mun   da;    her   ikisi    de   şiiydi!     Ne   var     ki   saltanat   iktidar­-ısırdır.   Yoksa, Alioğullarının halifelik iddiası taşıdıklarını ve - gerçek anlamda- bir islam devleti kurmakta çok ısrarlı olduklarını, halifelik ve devlet idaresini kendileri için bir vazife ve yükümlülük addettiklerini onlar da biliyordu. Nitekim kendisine geri verilebilmesi için "Fedek"in   sınırlarını belirlemesi istendiğinde, rivayette de geçtiği üzere, İmam -s- o günkü islam beldelerinin tamamının sınırlarını çiziyordu,   yani "bu hudutlara kadar ne varsa hepsi bizim hakkımızdır, islam beldesini bizim yönetmemiz gerekir, siz onu zorla bizden alan gasıplarsınız!" diyordu açıkça! Zalim halife - sultanlar, İmam Musa Bin Cafer'in -s- serbest olması halinde dünyayı başlarına dar edeceğini biliyorlardı; her an elverişli bir ortamın oluşması ve o hazretin kıyam ederek saltanatı devirmesi ihtimali vardı. Bu nedenledir ki hiç frrsat vermediler; eğer fırsat verselerdi hazret mutlaka kıyam edecekti. Evet, bundan hiç şüpheniz olmasın, eğer Hz. Imam Musa Bin Cafer -s- bir frrsatını yakalayabilseydi kıyam edecek ve devleti zorla ele geçirip gasbetmiş bulunan zorba sultanların düzenini alt - üst edecekti.

 

Nitekim Memun da, bir gün kıyam eder de saltanatını başına yıkar korkusuyla Hz. İmam Rızâyı -s- hep "ey sevıgli amcaoğlum"', "ey Resulullah'ın     evladı!"    gibi    hilekar      ifadeler      ve       düzenbazlıklarla gözaltında tutmadaydı. Çünkü o, peygamberin -sav- evladıydı ve ha~.kanda -peygamber tarafından müslümanlara- yapılmış bir vasiyet sözkonusuydu, bu nedenle de onu Medine'de serbest bırakmak mümkün değildi... Zalim yöneticilerin bütün arzuları saltanat ve iktidara kurban edebiliyorlardı; yoksa, kimseye karşı özel bir düşmanlık besledikleri yoktu. Nitekim eğer İmam, Allah göstermesin, sarayın - iktidarın- adamı olmayı kabul etseydi ona saygıda kusur gösterilmez, fevkalade izzet ve ikramda bulunur, elini de öperlerdi! Rivayette de geçer; İmam -s- "Harun"un yanına getirildiğinde, Harun, kendi oturduğu yere kadar onun binekte getirilmesini emretti ve İmam'a –s- ­fevkalade saygı ve hürmet gösterdi. Sıra, beytulmalın müslümanlar arasında bölüştürülmesine gelince ise, Haşimoğulları   için çok az bir meblağ belirledi! Bu sırada orada bulunan Memun, biraz önce şahid olduğu onca saygı ve hürmetten sonra İmam'a -s- reva görülen bu haksız bölüştürmeye şaşırınca Harun "Senin aklın ermez buna!" dedi, "Haşimoğullarını hep böyle tutmak gerekir işte! Bunları hep fakir tutacaksın, hapislerde çürüteceksin, süreceksin, sürekli eziyet ve çile çektireceksin, zehirleteceksin, öldürteceksin!.. Yoksa kıyam edip ayaklanır ve dünyayı başımıza dar ederler!". 

 

Ehl-i Beyt imamları -s- zalim düzenler, zorba hükumetler ve bozuk ve ahlaksız saray erkanına karşı bizzat savaşmakla kalmamış, aynı zamanda müslümanları da onlara karşı cihada çağırmışlardır; Vesil'uşşia,    Müstedrek ve diğer kaynaklarda "Sultanlar ve zalim  düzenlerden    uzak    durun" ,       "Onları     övenlerin     ağızlarına     toprak dökün",  "Kim onlara bir kalem verir veya divitlerine su dökerse şöyle, şöyle olur... "  mealinde 50'den fazla rivayet vardır. Kısacası onlarla kesinlikle işbirliğinde bulunulmaması ve ilişkilerin tamamen kesilmesini emretmişlerdir.

 

Diğer taratan adil fakih ve alimi öven onca rivayet, onların, toplumun diğer bireylerine olan üstünlüğünü de hatırlatmaktadır. Bütün bunlar, islamın bir "islam devleti"nin kurulması için oluşturduğu projeyi ortaya koymakta ve milleti zalimlerin düzen ve iktidarlarından yüz çevirtip caydırmayı, zalimin evini başına yıkmayı; âdil, muttaki, mücahid ve islam hüküm ve devlet düzeninin kurulması için çaba gösteren fakihlerin kapısını halka açmayı amaçlamaktadır.Müslümanlar ancak adalet ve kanun devletinin gölgesinde olurlarsa huzur ve güven duyacak, iman ve erdemli ahlaklarını muhafaza edebileceklerdir; sistem, idare tarzı ve kanunlarını islamın belirlemiş olduğu bir devlettir bu... Şimdi biz; bütün plan ve projesinin islam tarafından hazırlanmış ve tamamlanmış olduğu bu "islam devleti"ni kurmak ve fıilen bu projeyi gerçekleştirmekle sorumluyuz. İslamın devlet ve yönetim sistemiyle, siyasi ve sosyal yapı ve prensiplerinin kalabalık kitlelere gereğince tanıtılmasının, düşüncelerde güçlü dalgalanmalara yolaçmasını ve halk hareketinin doğurduğu gücün, islam devletinin kurulmasını sağlayan bir faktör olmasını temenni ederim.

 

Allah'ım! Zalimlerin ellerini islam beldelerinden kaldır! İslama ve islam ülkelerine ihanet edenlerin kökünü kurut! İslam ülkelerinin başındakileri, -müslümanlara- pek pahalıya malolan bu ağır uykudan uyandır ki milletlerin maslahatı yolunda çaba göstersinler, tefrikalar ve şahsi çıkarlardan vazgeçsinler! Genç nesle; medreslerdeki din öğrencileriyle   üniversite  öğrencilerine   tevfik    inayet    buyur     ki    islamın mukaddes hedefleri için ayaklansınlar ve tek saf -ve tek yumruk- ­halinde, sömürü ve onun habis uşaklarının pençesinden kurtulma ve islam ülkelerini savunma yolunda elele verip birlikte çalışsınlar. Toplumun fikir ve düşüncesini aydınlatıp hidayet etme yolunda gayretli olmaları, islamın mukaddes hedeflerini müslümanlara, bilhassa genç nesle ulaştırabilmeleri ve islam devletinin kurulması cihetinde mücadedede   bulunmaları   için   islam   fakihleri   ve   ulemasını  başarılı kıl!

 

Ya Rabbi! Sen tevfıkte velîsin; pek yüce ve büyük olan Allah'tan başka güç, kuvvet ve değişim verebilecek hiç kimse yoktur!